Yazıyorum, çiziyorum, öyleyse varım !

27/9/2008 - Yüreğimin merdivenlerinden tırman; gökyüzüme ulaşacaksın..

Kategori: Ben ve onlar


Gülümse...
Kırgınlıklarını geride bırak..
Kabuğunu del..
Ve sesime gel...
Ruhuma dokun...
Yüreğimin merdivenlerinden tırman
Gökyüzüme ulaşacaksın..
Dolunayı göreceksin
Etrafında yıldızlar..
Ben hiç vazgeçmedim yaşamaktan
Bir kayan yıldızın kenarından tut
Ve dünyayı izle..
Onun ne kadar küçük
Senin ne kadar büyük olduğunu göreceksin...
Susma...
Haykır.. Gülümse




Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/1/2008 - Aşk çıplak gezer..( Bir orospuyu azize yapar aşk ve bir azizeyi

Aşk Çıplak Gezer

 

                      

Bir orospuyu azize yapar aşk ve bir azizeyi orospu.


İnsanların kat kat sarındıkları, her bir katın diğerini gözlerden sakladığı, birbirine benzemeyen ve rengarenk tüller gibi o anda ruhlarında esen rüzgara göre yer ve renk değiştiren kimliklerinin en üstte kalanını görürüz biz ve aşk, keskin ve ışıltılı bir bıçak gibi bütün o tülleri parçalayarak en derine iner, inci avcılarının ustalığıyla, o derinlerde istiridyeler gibi kendi üstlerine kilitlenmiş gizli kutuların kapaklarını açar, uçarı bir çapkınken sevecen bir adam, oynak bir kadından sadık bir eş, ürkek bir genç kızdan tutkulu bir yosma çıkartır ortaya.


Ve aşk çıplak gezer.


İnsanlar nedense en çok kendi derinliklerinde gizli olandan korkarlar, ama merak da ederler korktukları şeyi, merakla korku birbirine karışır., kendi içlerine doğru bir adım atıp sonra geri çekilirler. Hem derinliklerindekini gizlemek için tüllerine sarınırlar hem de tüllerini parçalayacak bir çıplak ararlar.


Sevmeden sevilmeyi istemelerinin asıl nedeni budur, sanırlar ki sevmeden sevilirlerse eğer, tülleri parçalanmadan derinliklerde saklı olanlar gözükür onlara, kimseye göstermeden kendileri görebilirler orada olanları ve böyle düşünenler hep yanılırlar.


Aşk çıplak gezer çünkü ve bir bıçak gibi parçalar tülleri ve aşka dokunmak için soyunmak gerekir.


'Beni bırakma' diye inlemek, orospunun içindeki sadakati, azizenin içindeki oynaklığı ortaya çıkarmak, çapkının sevecenliğini, cesurun korkusunu, yiğidin telaşını, akıllının şaşkınlığını, güçlünün zaafını ele vermek gerekir, görünmeyenin görünür olmasına, dokunulmayanın dokunulur kılınmasına ihtiyaç vardır.


Ve insanlar en çok kendi derinliklerinde gizli olanlardan korkarlar ve en çok korktukları şeyi merak ederler.


Bilmeseler de hissederler ki haz en derinde olanın, gizlenenin hemen yanındadır ve acı hazzın yanında durur, en acıyacak yerdir o en derinde duran ve aşk bir bıçak gibi dokunur oraya ve hazdan acıyı, acıdan hazzı yalnız aşk yaratır.


Bir orospuyu azize yapar aşk ve bir azizeyi orospu.


O kat kat tüllerin altında neler gizli, tüllerin sahibi bile bilmez ve hep görmek ister görmekten korktuğunu.
Aşktan kaçarak aşkı yakalamak ister herkes ve herkes yakalamaktan korkarak aşkı kovalar.


Ve aşk çıplak gezer ve aşka dokunmak için soyunmak, cesareti, gücü, orospuluğu, aklı, bilgiçliği, tecrübeyi, yiğitliği, oynaklığı birer birer atmak gerekir.


Aşka dokunan herkes yangına dokunmuş gibi dehşetle çeker elini önce, parçalanan tüllerinin ruhunu darmadağın eden depreminden kaçmaya uğraşır, hastalanmış bir çocuk gibi tüllerine sarınmaya çabalar, inkar eder her şeyi, 'bu sadık kadın ben değilim' der, 'bu ağlayan erkek ben olamam' ve aşka dokunan herkes kaçmaya uğraşırken bağlanır aşka, en derinindekine usulca alışır sonunda, sever kendi içindekini aynı aşık olduğunu sevdiğini gibi.


Aşk, kendisine olduğu kadar kendi derinindekine de bağlar insanı, bir başkasına aşık olduğun sürece kendine de aşık olursun, kendi çıplaklığına da tutkunsundur artık, kendi çıplaklığını da seversin bir başkasını severken.


Sonra çıplak yerinin acıdığını hissedersin, özlemin sarsıntısını, kıskanmanın kavuruculuğunu, tüllerine sarınmışken duyduğun özlemlere ve kıskançlıklara hiç benzemeyen yeni duygular olarak yaşarsın.
Ve aldığın hazzın başka hiç bir hazza benzemediğini keşfedersin.


Aşk çıplak gezer.


Aşka dokunmak için soyunmak, bütün tüllerinin parçalanmasına razı olmak gerekir.


Görmekten en çok korktuğunu, en derinindekini görürsün.
Ve aşık olduğunda, bir başkasını sevdiğin kadar seversin kendini.
Hazla ve acıyla kavrulmayı öğrenirsin.
Ve aşıkken çırılçıplak gezersin.
Yalnızca aşıkken kendini çırılçıplak görürsün, gördüğünden korkup gördüğünü severek.


Bir orospuyken bir azize, bir azizeyken bir orospu olursun ve ancak aşıkken anlarsın arada bir fark olmadığını.

 

 

Ahmet Altan

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

11/1/2008 - Ahmet Altan, yazmış...

Kategori: Ben ve onlar

 

Çok beğendiğim yazılarından birisi..Paylaşmak istedim..

 

 

 

Hayatı, hayatın gücünü, meyvesini, tadını, ölümünün güzelliğiyle reddeden bir ağaç gibi kendi yanışıyla, yok oluşun kokusu sinmiş varlığıyla, yok oluşa yaklaştıkça ışıldayan tavırlarıyla, hayata karşı aldırmaz başkaldırışıyla sizi çeken insanlar vardır. 


Onlara dokunduğunuzda, yapraklarınızın ölümün güzelliğiyle kızıllaşacağını sezdiğiniz insanlar... İntihar gibi bir ilişki. "Birlikte" yok olmanın, başkalarıyla yaşamaktan daha zevkli olduğuna inanacağınız bir ilişki. 


Bir meyve ağacı için fazla büyük bir ağaç o, her yıl biraz daha kalınlaşıp büyüyen dallarıyla bir çınarla yarışacak gibi gözüküyor.

 Bütün iriliğine rağmen dünyanın en tatsız yemişlerini veriyor.
 
Olgunluktan yere dökülen armutları bile sert ve tatsız.
 
Kimse yemiyor.

 Bahçede top oynayan küçük çocuklardan biri bile yorulup terlediğinde onun meyvelerinden yemeye yanaşmıyor.

İriyarı, tabanlarını yere vura vura yürüyen, kalın enseli, sıkıcı ihtiyarlara benziyor.
 
Ama kasım ayı geldiğinde...
 
Meyvesiz dallarındaki yapraklar sararıp kızıllaşmaya başlıyor...
 
En canlı, en diri, en yeşil olduğu zamanlardaki tatsızlığından intikam alır gibi inanılmaz bir görkemle, bütün ağaçlardan daha güzel, daha koyu ve daha etkileyici bir ölümle ölüyor.
 
Öyle ölüyor ki sanki doğuyor.

Yakut kızılı, safran sarısı, tül kahverengisi, arada ölümün güzelliğini daha da göstermek ister gibi canlı kalan üzüm yeşili yapraklar kümeler halinde iç içe geçiyorlar, rüzgár estiğinde dalgalanan renkleri müziği andırıyor, her bakan sanki kendi içinde boğuk bir sesin söylediği kederli bir şarkı duyuyor.
 
İnsanı çağıran bir şeyler var ölümünde.
 
O koca gövde inceliyor, zarif bir oynaklıkla aşüfteleşiyor.

 Yapraklarına karışma isteği uyandırıyor.
 
Ölümündeki bu istek uyandıran çağrı, önünden geçen herkesi kendine baktıran güzellik bana çocukluğumda seyrettiğim o eski filmlerdeki Şanghay batakhanelerinin afyonkeş fahişelerini hatırlatıyor; uzun ve karmaşık bir macerası olan, beyazlaşıp şeffaflaşmış yüzüyle bir yok oluşa giderken sihrine kapılmış erkekleri de beraberinde götürecek olan Rita Hayworth’ları.

 Böylesine ölümcül bir güzellik, birlikte mahvolma arzusu uyandıran bir cazibe yaratıyor.


 Birlikte mahvolmak...


 Hayatı, hayatın gücünü, meyvesini, tadını, ölümünün güzelliğiyle reddeden bir ağaç gibi kendi yanışıyla, yok oluşun kokusu sinmiş varlığıyla, yok oluşa yaklaştıkça ışıldayan tavırlarıyla, hayata karşı aldırmaz başkaldırışıyla sizi çeken insanlar vardır.

 Onlara dokunduğunuzda, yapraklarınızın ölümün güzelliğiyle kızıllaşacağını sezdiğiniz insanlar...
 
İntihar gibi bir ilişki.
 
"Birlikte" yok olmanın, başkalarıyla yaşamaktan daha zevkli olduğuna inanacağınız bir ilişki.


 Bir örümcek türü var.

 Garip bir biçimde çiftleşiyorlar, çiftleşirken erkek vücudunu dişinin başının önüne doğru eğiyor.
 
Çiftleşmeye başladıklarında, ikisinin bedeni bütünleştiğinde, dişi örümcek de erkeği yemeğe başlıyor.


 Erkek dişiyi döllerken, dişi erkeği yiyor.
 
Çiftleşme bittiğinde erkek de kelimenin gerçek anlamıyla bitiyor, dişi onu yemiş oluyor.

 İki örümcek çiftleşmeye başlarken, erkek bunun kendi sonu olacağını, öleceğini biliyor.
 
Ama birlikte olmak nasıl bir haz veriyorsa, erkek ölümü, öldürülmeyi, parçalanmayı daha baştan kabul ediyor.
 
Doğa bazen böyle insafsız şakalar yapıyor.

 Ölüm gibi her canlıyı ürküten büyük bir tehdit yarattıktan sonra, o tehdidi bile unutturabilecek inanılmaz bir haz yaratabiliyor.


 Ve, eğer o hazzı size tattıracak birine rastlarsanız yok olmaya aldırmıyorsunuz.
Bütün hayatınızdan vazgeçebiliyorsunuz.
 
Biriktirdiğin ne varsa, para, ün, itibar, aile, iş bir kenara itebiliyorsunuz.

Ölüm korkusundan bile daha büyük bir cazibeye dokunabilme karşılığında, ölümden bile beter olana, canlı canlı yenmeye, yavaş yavaş tükenmeye ve üstelik o tükenişten zevk almaya koşuyorsunuz.


Alıyorsunuz da...
 
Daha da beteri, siz ölümü bile aşan muhteşem bir hazzı yaşarken, size bakanların, sizi seyredenlerin, böyle bir hazzı hiç tatmamış, varlığından haberdar olmayanların, kendi küçük limanlarında küçük sandallarıyla gezmenin olağanüstü yolculuklar olduğunu sananların, sizi küçümseyeceğini, ne karşılığında hayatınızdan vazgeçtiğinizi anlamayacağını, sizi akılsız bulacağını biliyorsunuz.


 Ama birlikte mahvolmayı seçeceği insanı bulanlar, başkalarının söylediklerine, yargılarına, alaylarına aldırmıyorlar bile.


 Büyük bir ihtimalle kendilerini küçümseyenleri küçümsüyorlar.
 
Biliyorlar ki, bilmediğini küçümser insanlar.
 
Kendilerinin yaşamadığını, asla yaşanmayacak, yaşanmaması gereken gerçekdışı hayaller sanırlar.

 Ve, o insanlar kendilerine hiç sormazlar:
 - Ben, birlikte olmak karşılığında yok olmayı kabul edeceğim birine rastladım mı?
 
Kendilerine hiç sormazlar:
 - Ben kiminle olmak için yavaş yavaş ölmeyi ve bu ölümden haz almayı kabul ederim?
 
Siz hiç böyle birine rastladınız mı?
 
Size, ölüme hiç aldırmadan, ölüm gibi bakan birini gördünüz mü?
 
Ve siz, ölümü önemsizleştiren bir haz yaşadınız mı?

 Ölürken güzelleşen ağaçlar, sevişirken ölen örümcekler, bir aşk için bütün hayatını yakan insanlar var bu tabiatta.

Hangisine imrenmeliyiz?
 
Hangisini dilemeliyiz kendimiz için?
 
Nasıl bir mutluluğun, nasıl bir hazzın peşine düşmeliyiz?
 
Ölümü bile unutturacak olağanüstü bir hazzın hayatın bir yerlerinde saklı olduğunu biliyorsak eğer, bu haz karşılığında hayatımızı vermemiz gerektiğini de seziyorsak, ne yapmalıyız?
 
Yaşamın uysal mutluluklarıyla yetinmeli miyiz?
 
Bizi mahvedecek bir hazla kuşatacak olana rastladığımızda kaçmalı mıyız yoksa o hazzı yaratacak olanı mı aramalıyız her yerde?


Şanghay batakhanelerinde, elinde uzun sigara çubuğu, afyonla buğulanmış gözleri ve kızıl saçlarıyla, dumanların arasından size doğru yürüyen bir Rita Hayworth düşünün...

Ya da, deli gözleriyle, size hiç tatmadığınız en çılgın, en sapkın, en olağanüstü zevkleri vaat ederek yaklaşan çılgın bir aristokratı, bir markiyi...

 Geri çekilir miydiniz?

 Size yaklaşan hazdan kaçar mıydınız?


 Sizi mahvolmaya razı edecek bir hazzın ışıklarıyla gözlerinizin kamaşmasından korkar mıydınız?


 Beraber mahvolacağınız birini bulmak...

Bu bir şans mı, şanssızlık mı?


Böyle sıradan mutluluklarla mutsuzlukların sınırladığı hayatımızı parçalayacak, bize varlığından bile haberdar olmadığımız zevkler verecek, bizi elimizden tutup yok oluşun kenarına etimizi hazdan uyuşturarak götürecek birine rast gelirsek...

 Bir vakitler, bütün dünyayı sarsan bir Japon filmi seyretmiştim Paris’te, sinemanın kapısında kuyruklar uzamıştı.
 
Sevişmekten en büyük hazzı alabilmek için uğraşan bir çifti anlatıyordu.
 
Sevişirken birbirlerine ölüm korkusunu da tattırıyorlardı, büyük bir bitişin kenarında en büyük hazzın saklı olduğuna inanmışlardı.
 
Seyredenler de, seyrederken inandılar.
Onun için akın akın gidip izlediler filmi.

Bilmedikleri bir duyguyu anlamaya, öğrenmeye koştular.


Gördüklerine şaşırdılar ama garip bir içgüdüyle bunun mümkün olabileceğini düşündüler.

Tabiat tuhaf sırlarla dolu.

Bazen kendi kendisiyle, yarattığı en büyük korkularla da alay edebiliyor.
Bir örümcek, sevişirken seviştiği dişinin kendisini yemesine razı oluyor.
O nasıl korkunç bir haz olmalı ki karşılığında hayatını veriyor.


Karşılığında hayatını verebileceğin kadar büyük bir haz...


Büyük bir istek...

Büyük bir tutku...


Böyle tutkuların peşinden giden insanlar gördüm, siz de görmüşsünüzdür.


Başkalarının acıdığı ama başkalarının düşüncelerine aldırmayacak kadar yaşadıklarıyla büyülenmiş insanlar.

Böyle bir hazzı yaşamak...


Karşılığında kendinizi, varlığınızı, her şeyinizi yok etmek...
 
"Benimle yokluğa yürürsen sana varlığında tatmadığın bir zevk vereceğim," diyen biri...

 Bunu söyleyecek insanın karşısındakini etkileyecek bir cazibesi olabileceğine inanmak çok zor değil.


 İster miydiniz böyle birinin karşınıza çıkmasını?


 Bizim bahçedeki, ölümünü insanların hayranlıkla seyrettiği armut ağacı, ölüme yaklaştığı, yapraklarının ölümden bir gökkuşağı gibi renklenip parladığı günleri mi arzuyla bekliyor acaba yoksa tatsız meyveleriyle sıradan bir ağaç gibi yaşamayı mı arzu ediyor?

 Nasıl bir ağaç olmak isterdiniz acaba?

 Yakut kırmızısı yapraklarınızın akşam vakti safran sarısı parıltılarla tutuştuğunu görmek ister miydiniz?

 Ancak yok oluşa yaklaştığında gerçekleşiyor bu.


 Birlikte mahvolmaya razı olacağınız birine rastlamak ister miydiniz, hazla tutuşmak ve her korkuyu unutmak...

 Bir tutkuyla mahvolmaya yürüdüğünüzde oluyor ancak bu...

 Ama siz bunu ister miydiniz? 


 


AHMET ALTAN

(Alıntıdır)

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/1/2008 - "Yüreğinde olmasaydı asıl yerim......"

Kategori: Ben ve onlar

 

Yıldız ona sesleniverdi ansızın;

 

"Neden ağlıyorsun çocuğum?

 

Seni böyle hüzünlendirecek ne var?"

 

Çocuk yanaklarından süzüle süzüle akan yaşları silerek yıldıza dedi ki:

 

"O kadar uzaktasın ki, hiçbir zaman sana dokunamayacağım."

 

Ve yıldız çocuğun hüznünü giderecek bir cevap verdi:

 

"Böyle uzaklarda durduğuma bakma!

 

Yüreğinde olmasaydı asıl yerim,

 

Göremezdi beni senin gözlerin."

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/1/2008 - Sen ...(Sen ısınıyorsun ve ben hiç üşümüyorum..)

Kategori: aska ait hersey

 

 

Aynı havayı soluyoruz seninle..Her ne kadar uzakta olursan ol, içimi ısıtabiliyor gülüşün bilmem kaç kilometreden..Beni sevdiğini bilmenin verdiği huzuru yaşıyorum..Aynı gökyüzüne bakıyoruz..Aynı toprağın kokusunu kokluyoruz..

 

Şimdi orada diz boyu kar var, burda yok..Üşüdüğün zaman içinde barındırdığın mutluluğun içini ısıttığını biliyorum..Kalbim atıyor, yüreğim "az kaldı dayan" diyor..Sen ısınıyorsun, ben hiç üşümüyorum..

 

Kimse için acı şiirler biriktirmiyorum..Mutlu yazılarım var artık, seninle dolu..Gülüşümde gülüşün gizli..Tüm kötülüklere inat gülümsüyorum..İçime doğan bu güneşi, kimsenin söndüremeyeceğini biliyorum..Çünkü sen varsın..Sen öylesine cümleler sarfetmiyorsun...Yaşadıklarının ve yaşayacaklarının arkasında duruyorsun..Birçok insanın yapamadığı şeyi yapıyorsun..Saygı nedir biliyorsun..Sevgi "emektir" biliyorsun..

 

Elinde olan varlığın değerini bilecek kadar akıllı, eleştirmeye değmeyecek konuları irdeleyemeyecek kadar olgun, sevgiyi hakettiğine zamanında verecek kadar yüce bir varlıksın..

 

Seni tanıdığım için mutluyum..

 

 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/1/2008 - Aşkta Yarın Yoktur Sevgili..

Kategori: aska ait hersey

 

Aşkta Yarın Yoktur Sevgili

Aşk bu dünyanın ölçüleriyle açıklanamaz sevgili
O ilkel bir acıdır, yaban bir ağrıdır.
Gelir ve içimizdeki o çok eski bir şeye dokunur.
Sonra bir perde açılır ve yolculuk başlar
Bu yolculukta artık para, tarifeler
Beklentiler, randevular, taksitler, iş,
Anneler ve korkular yoktur
Aşkın kendi gerçekliği vardır sevgili.
İnsan başka bir ışığa teslim olur,
Daha derinden anlamaya başlar, bilgeleşir
Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur
Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur
Hem dışındadır dünyanın, hem de tam ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin yakılan
Yoksun adamın hissettikleri de onunladır,
Yitirdikleri de...
New York'ta, bir sokakta,
Kartondan kulübesinde yaşayan kadının
Çıplak yalnızlığı da
Her şey onunladır, ona emanettir sanki,
Ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili,
Kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla
Hiçbir kitabın yazamadığı hakikatlere daha yakınızdır,
İnan...
Kim demiştir hatırlamıyorum,
Aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye.
Belki de bu yüzden ilk gençliğimde,
O yoğun aşık olduğum yıllarda,
Gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla
Bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır,
İnsanları uykularından uyandırmak isterdim.
Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan
O derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili
Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer
Sevdiğimiz insanların çocuklukları da...
Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer
Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider,
Hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...
İnsan bazen nedensiz yere umutsuzluğa kapılır
Kimselere veremez sevgisini,
Kimselere derdini anlatamaz, evlere kapanır...
Bazen denizler kıyılar çeker insanı.
İnsan bu kapılmayı anlayamaz,
Oysa
Çok eski bir yerde yaşanmasından korkulup
Vazgeçilmez aşkların sızısıdır bu.
Bu sızı, bu yenilgi mevsimlerle yıllarla devrilir başka insanlara...
Bir insanın yaptığı bir hatanın
Tüm insanlara yayılması gibi...
İşte şimdi biz de sevgili,
Ya olmadık zamanlarda umutsuzluğa kapılıp,
Soluğu evlerde alacağız,
Ya da denizler, kıyılar çekecek bizi.
Nasıl biz başkalarının korkularını taşıyorsak,
Başkaları da bizim korkularımızı taşıyacak,
Yenilgimizi, umutsuzluğumuzu...
Birazdan sabah olacak...
Para, tarifeler, beklentiler, randevular, taksitler,
İş, anneler ve korkular başlayacak...
Bunlar varsa bizim için geçerliyse
Aşk yoktur ve hiç olmamıştır sevgili.
Birbirimizi kandırmayalım...
Hadi güne hazırlan,
Yaşadıklarımızı unutmaya çalış
Aşk bize güvenip verdiği büyüsünü,
Sırlarını, cesaretini, bilgeliğini ve o ilkel,
O yaban ağrısını geri alacak
Bunlar olurken içimiz bir an Üşüyecek,
Sonra geçecek...
Hadi, oyalanma birazdan yarın olacak...
Aşkta yarın yoktur sevgili.

 

(Cezmi Ersöz)


 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/1/2008 - Mutlu sevin, mutlu olun...Başarabilirsiniz..

Kategori: Ben ve onlar

 

Hayattan ne istersek hayat bize onu veriyor..Mutsuz olmak isterseniz veya acı çekmek isterseniz bunu sunuyor size..Hastalıklı sevgi kötü, saplantı kötü..Aciz olmak üzücü bir durum..Bu durumu düzeltmekte tabi ki sizin elinizde..Dedim ya istemeyi bileceksiniz..

 

Son günlerde okuduğum "Sedona Yöntemi" isimli kitaptan çok şey öğrendim.Kalıcı mutluluk, başarı ve huzurlu kalmanın yöntemlerini öğreten bu kitapta, sizi olumsuz etkileyen durumları başınızdan, beyninizden defedebiliyorsunuz. Gerçi bunu çoğu zaman zaten başarabiliyorsunuzdur, fakat bu kitabın öğretileri sayesinde, "defetmeyi" daha hızlı bir şekilde yapabilirsiniz. Kitaptan medet ummayın..Bu kitap sadece size yardımcı oluyor ve yol gösteriyor..

 

 

Hale Dwoskin'in yazdığı bu kitabı okumanızı öneririm..

 

-

 

Her insanın sevgi dili farklıdır. Bazen sevdiğiniz insanı mutlu etmek için debelenip durursunuz.Mesela eşinizi mutlu etmek için ona ev işlerinde yardımcı olursunuz. Ona yemek yapar, bulaşıkları siz yıkarsınız. Sonra baktığınızda eşinizin mutlu olmadığını görürsünüz. Oysa eşinizin sizden istediği ona zaman ayırmanızdır.Yoğun iş temposundan dolayı geç saatlerde eve geliyorsunuzdur ve işide eve taşıyorsunuzdur. Eşiniz ne yapsanız mutlu olmuyordur..ve bu duruma anlam veremezsiniz. Her zaman özveride bulunuyorsunuzdur, fakat karşınızda bir türlü tatmin olmayan bir kadın görüyorsunuzdur.

 

Her insanın sevgi dili farklı..Gary Chapman'ın yazığı "Beş Sevgi Dili" isimli kitapta kullandığımız dil gibi, sevgimizi sunmanında dili olduğunu farkedeceksiniz. Chapman beş sevgi dilinden bahsetmiş. Onaylayıcı kelimeler, hediye alma, hizmet eylemleri, kaliteli zaman, fiziksel temas..Hepsi sizde olabilir ama mutlaka bir tanesi sizde baskındır ve siz sevgi diliniz ne ise genellikle sevdiğiniz adama veya kadına bu dille yaklaşıyorsunuzdur. Bu kitap sayesinde sevdiğiniz insanın dilinden konuşmayı öğreneceksiniz. Hepimizin bir sevgi dili zaten var..Bu kitabı okuyarak dilinizi tanımlayabilirsiniz.

 

 

 

Bu kitap sayesinde hastalıklı sevgi ve mutlu sevginin ayrımınıda yapabilirsiniz.

 

Sevgimizi bizleri hakeden insanlara sunmak kadar güzel birşey yoktur herhalde dünyada..Kötülükleri defedin, önemsemeyin.Bırakın bu duyguya sahip olan insanlar acizlikleri ile debelenip dursunlar..Sadece gülümseyin. Kötü olmak sizi bazen gülünç durumlara düşürebilir.Çocukça eylemlerden uzak durun..Kendinize olan saygınızı kaybetmeyin..Ve sadece sevdiğiniz insana sarılın..

 

Mutlu sevmeniz dileği ile..Başarabiliyorum..Ne mutlu bana...

 

 

 

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Tsiraa

Yazmak, yazmak,yazmak...Yazıyorum, çiziyorum, öyleyse varım... :) Mutluluk,sevgi paylaştıkça çoğalır ve güzelleşir..

Tsiraa'nın bağlantıları

Ana Sayfam
Tsiraa hakkında..
Tavan arası

Kategorize oldum :)

Tsiraa'nın paylaşımcıları

gülçin taşdemir
yasaksokak
saclariniz
onurfan
farenjitnedir
okyanustaruzgar
zamirpolen
fiberoptikci
korkuyormusun
secretwindow
casmindalgic07
janatr
franbuazloksuruksurubu
atakan yusufoğlu
yesilerikk
hikivhiki
babyfacezuzu